Yukarı Çık
KUZEY SİGORTA

SANKİ BİZ YORULMADIK MI?

9 Eylül 2017 Cumartesi 14:05:37
195 kez okundu.

Son günlerde siyasetin gündeminde olan “Metal yorgunluğu” kavramı artık her alanda kullanılır hale geldi.

 Metal yorgunluğu tabirinin muhatabı elbette ki yalnız siyasi  kadrolar değildir.

İşinden zevk almayan, bulunduğu konumdan memnun olmayan, katma değer üretemeyen, velhasıl ;eskiyen ve heyecanını kaybeden metal yorgunlarını hayatın çoğu alanında görebilmekteyiz.

             Söz konusu, toplumların metal yorgunluğuysa, bu durum; işsizliği, geri kalmışlığı, başkalarına bağımlı yaşamayı zorunlu kılar .

Siyasi kadrolar için söylenmiş olan bu tabir, yöneticileri, bürokratları içine almış olsa da bir başka açıdan değerlendirildiğinde, millet olarak bizim de geçmişten gelen ağır bir yorgunluk içinde olduğumuz söylenebilir.

Var olmak ve şereflice yaşamak için onurluca yorulmak gerektiğini biliyoruz.

Yorgun ve tükenmiş bir cihan imparatorluğunu ayakta tutmak için Yemen’de, Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Balkanlar da  cepheden  cepheye koşup, yüzbinlerce şehit ve gazi veren bu millet az yorulmamıştı.

 Canlarını, ırzlarını korumak için Balkanlardan ve Kafkaslardan Anadolu’ya göç eden bu milletin evlatları, aç ve çıplak olarak çıkmış oldukları göç yollarında yorgunluğun romanını yazmışlardı.

 Bu millet, Polatlı’ya kadar gelen düşmanı kovmak için kadını, erkeği-genci ,yaşlısı ile var olma mücadelesi verip, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken de  yorgunluğun sınırlarını zorlamıştı.

Yine bu millet, Osmanlı döneminden kalan ve genç cumhuriyetin sırtına yüklenen Düyun-i Umumiye’ye olan borçları  öderken de ciddi bir maddi yorgunluk yaşamıştı.

Sigara kağıdını bile ithal eden bir devletin, kısa sürede kazma kürek ile ülkeyi demiryolları ile döşemesi az bir yorgunluk değildi.

Kurulan devleti yıkmak için emperyalist güçlerin tezgâhladığı ayaklanmaları bastırırken de bu millet çok yorulmuştu.

İkinci Dünya Savaşı kapımıza dayandığında, silah altına alınan bir milyon askeri beslemek için yine  bu millet, dişinden, tırnağından artırıp  yorgun düşmüştü.

Tek parti dönemi kadroları metal yorgunluk yaşayınca, çok partili sisteme geçilmiş ve milleti yoran siyasi rekabet gelmiş, cephede yorulmayan millet, benim partim, senin partin diye  siyasi cephelerde yorulmaya başlamıştı.

Siyasi kutuplaşmalar neticesinde  milletin evlatları sağ, sol diye bölünmüş, bir birlerini kurşunlar hale gelmiş ,göz yaşları sel olmuş, analar babalar ağlamaktan yorulmuştu.

Milleti yormak için bunlar yetmemişti. Alevi -Sünni ,Türk-Kürt diye bu milletin arasına nifak tohumları atılmış, bu toprağın çocuklarını bir birlerine düşman etmek için sinsice çalışanlar milletin hafızasını yormuştu.

Köklü bir geçmişin temelleri üzerine inşa edilmiş olan Türk- Kürt kardeşliğini bozmak isteyenler, kırk yıldır bu milleti yormaktan yorulmadılar.

Vatandaşın, çatık kaşlı devlet bürokrasisinden, yasaklardan, bu gün git yarın gel talimatlarından, rüşvetten, iltimastan, adamına göre muamelelerden çektiği yorgunluğu Allah bilir.

Bu millet, gecelik yüzde binlere çıkan faizle, enflasyon ve devalüasyonla kazanımlarını muhafaza etmek için mücadele ederken ,maddi ve manevi yorgunluğun her çeşidini tatmış;  tüp gaz, sigara, benzin, margarin vb. alabilmek  için saatlerce kuyruklarda   bekleyip, yorgunluktan takatsiz kaldığı günleri de yaşamıştı.

Öğrencilerimiz, her yıl değişen milli eğitim müfredatıyla, okul, dershane, sınav, üçgeni içerisindeki yarışlarla yoruldular.

Bu millet ,madden ve manen çok  yoruldu: Hafızası yoruldu, değerleri  yoruldu, hayalleri yoruldu.

 Ayrıştırıcı, kırıcı, üsluplardan yoruldu. Olumsuz haber dinlemekten yoruldu. Şehit cenazeleri taşımaktan yoruldu, Siyasi ikbal için milleti hafife alanlardan yoruldu. Dinî kullanan şarlatanlardan yoruldu. Hukuksuzluktan , ilkesizlikten, kuralsızlıktan yoruldu. Kemalizm  şemsiyesinin altına sığınıp devletin sahibi biziz deyip, halkı küçümseyenlerden yoruldu. Cehaletin narkozundan yoruldu. Darbelerden, ihtilallerden, muhtıralardan, kumpaslardan ,tezgahlardan, devleti ele geçirme planlarından yoruldu. Devleti hortumlayanlardan, yetim hakkı yiyenlerden, halkın sırtından geçinen asalaklardan, hak etmediği servetlere konup etrafa caka satan hırsızlardan yoruldu. Medresede, okulda ,kışlada, karakolda, yediği dayaklardan yoruldu. “Sen hangi taraftansın?” sorusundan yoruldu. Riyakârlık ve dalkavuklukla makam mevki kapan liyakatsizlerden yoruldu. Genç kuşakların beyinlerini ipotek altına alamaya çalışanların meydanda at oynatmalarını seyretmekten yoruldu. Töre cinayetlerinden, faili meçhul suikastlardan, kadına şiddetten yoruldu. Zeytinyağına, mobilyağı katıp halkın sağlığı ile oynayan düzenbazlardan yoruldu .Hemen hemen her TV kanalında ekranlarda boy gösteren ve  her konuda akıl veren sözde aydınları izlemekten yoruldu. Vatan, millet, din, iman, bayrak, ezan, cumhuriyet, demokrasi, Atatürk ,insan hakları gibi kavramlarla ortaya çıkıp milleti aldatanlardan yoruldu. Trafik kazaları ile kan gölüne dönen yollarda ölü ve yaralı taşımaktan yoruldu. Özetle bu halkın yorulmadığı hiçbir alan kalmadı desek yeridir. 

Millet olarak  yalnız, teknoloji, ilim, demokrasi, hukuk, kişisel  özgürlükler, insan hakları gibi alanlarda  ön sıralarda yer alan devletlerin standartlarını yakalamak için koşmak ve yorulmak durumundayız.

 Geleceğe ümitle bakmak, demokrasinin, hukukun, barışın, ilmin hakim olduğu bir ülkede, yorulmadan, kardeşçe yaşamak  ve nefes almak istiyoruz.

Biz yorulmadık mı sanıyorsunuz.         

                                                                            Erdal Güzel/Eylül,2017

 

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

sanalbasin.com üyesidir