Yukarı Çık
KUZEY SİGORTA

Neyi Göstermeye Çalışıyorsan O Eksik İşte !

8 Şubat 2017 Çarşamba 23:37:11
501 kez okundu.

Yirmili yaşlarda olmasına rağmen yedi yaşlarındaki bir çocuk bedenine mahkum bir hasta. Beş çocuklu ailenin,  sağlıklı olmayan iki çocuğundan biri. Kendisini Washoe’nin kullandığı “Ameslan” benzeri işaret diliyle ifade edebilmesine rağmen anlamlı sesler çıkaramıyor.  Henüz tanısı net değil; yüzünde sürekli bir gülümseleme. İlk aklıma gelen, “mutlu (melek) adam hastalığı” diye çevirebileceğimiz “Angelman Sendromu“. Annesi, biz “her zaman böyle mi?” diye sorduğumuzda, “evet, her zaman çok neşelidir” diye cevaplıyor. O ise işaret parmağını ağzına götürerek “sus” işareti yapıyor. Muhtemelen kendinden konuşulmasından rahatsız. Asıl, üzerindeki tişörte takıldı gözlerim: “Süperman tişörtü !” Sanki ailesi, tüm bu olumsuzlukları unutmak/unutturmak ya da maskelemek için üzerine giydirmiş gibi…

Aynı şeyi etrafımızdaki bir sürü insan yapmıyor mu? Tüm çabalar, eksiklikleri unutmak/unutturmak ya da maskelemek uğruna değil mi? Bir insan ne kadar mutluluk pozu veriyorsa o kadar derin mutsuzluğu, ne kadar gülümsemeye çabalıyorsa o kadar derin bir hüznü, ne kadar çok hayat dolu/sosyal/arkadaşça gözükmeye çalışıyorsa o kadar kadar çok yalnızlığı yaşamıyor mu? İşin özü, neyi, ne kadar çok göstermeye çalışıyorsa insan, aslında ondan o kadar yoksun.

Ruhsal alandaki eksiklikler, maddi şeylere yöneltilerek telafi edilmeye çalışılır. Kafamızı derleyip toplamamız gerekirken evimiz derli toplu görünsün diye raflar satın alıyoruz. Hayattaki sıkılmışlıktan kurtulmak yerine eski kıyafetlerimizden kurtulmaya çalışıyoruz. Dost sıcaklığının yerini tutsun diye kaşmir hırkalar giyiyoruz.

Bazen daha da abartılarak nesneler fetişleştirilir. Fetişizm, kayıp ya da eksik olarak addedilen herhangi bir şeyin ikâmesi olarak kabul edilir. Freud’a göre fetiş, beklediğimizi göremediğimiz ya da beklediğimiz yerine onun eksikliğini gördüğümüz bir durumda başlar. Fetişizm bir bakıma eksik olanla başa çıkmanın bir yoludur. Başlangıçta ikame etmekle başlayan bu süreç, bir süre sonra insanı ikame etmekten başka bir çaresi olmadığını kabullenmeye götürür. Süreç daha da ilerlendiğinde ikame için kullanılan nesne, kişinin kendini adadığı, bağlandığı ve taptığı bir şey haline gelebilir. Karakter açısından zayıf bireylerin para ve statü (kısacası güç) için akla ziyan bir şekilde çabalaması ve taparcasına bağlanması buna bir örnek olarak verilebilir.

İkame, metaforik veya metonimik olabilir. Metaforik olduğunda, eksik olduğu düşünülen şeyi çağrıştıracak başka bir nesnenin kullanımı söz konusudur, metonimik olduğunda ise genelde eksik olan şeyle ilintili, eksikliğini kapatma amacıyla vurgulayıcı veya görünür kılıcı bir nesne kullanımı söz konusudur. Anlamı biraz daha netleştirmek için metonimik dediğimizde güçlü görünmek amacıyla -dar tişört giyerek- kol kaslarını daha görünür hale getirmeyi örnek verebiliriz. Metaforik olduğunda ise güçsüzlüğü kapatmak için farklı güç gösterilerine girme çabaları devreye girer. Metaforlar zinciri ile ikameye başlamak bir kısır döngüye yol açar; zamanla insanın gerçekliği ve düşüncesi arasındaki uçurum artmaya başlar. Her metafor insanı kendinden biraz daha uzaklaştırarak tanınmaz hale getirir. Hatta bazen zombileştirir.

 Zombiyen kültürün bir parçası olarak, aramızda  Süperman  tişörtü giymiş, bir sürü hastalıklı beden dolaşıyor sanki. Şov dünyasında, sevgisiz büyümüş bedenlerin güç gösterileri arasında yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Ama biliyoruz ki, güçlüyüm diye ortalarda dolaşanlar  aslında bir o kadar zayıflar ! Güç gösterilerinin tek gerekçesi var: “Zayıflıklarını unutmak/unutturmak ya da maskelemek.

Yine biliyoruz ki, şişirilen her balon, önünde sonunda söner. Ve aşırı şişirilen her balon patlamaya mahkumdur !

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

sanalbasin.com üyesidir